Barcelona etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Barcelona etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Aralık 2012 Perşembe

Antrenör Takımı



Barcelona ‘nın başındayken kazandığı kupalar ve kırdığırekorlarla her zaman gündemde olan Guardiola, şu günlerde ailesiyle Amerika ‘datatil yapmaktadır ancak gündemi süslemeye de aynı şekilde devam etmektedir. Birsüre kafasını dinlemek istediğini her fırsatta belirtmesine rağmen neredeyseher gün yeni bir transfer haberini okuyoruz. Takım yöneticilerini, Guardiola‘nın bahsettiği sürenin ne kadar olacağının bilinmemesi mi umutlandırıyor yoksaonu o kadar çok istiyorlar ki bir ihtimal diyip tekliflerini her geçen gün yineliyorlarmı onu bilemeyiz ancak taliplerinin çok olduğu su götürmez bir gerçektir.

Künyesinde bulunan başarılara şöyle bir baktığımızda neredeyseimkansıza yakın bir tabloyla karşılaşıyoruz. 2 Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu, 3La Liga şampiyonluğu, 2 Süper Kupa, 2 Kral Kupası ve de 3 İspanya Süper Kupası kazanmayıbaşaran 41 yaşındaki Guardiola bu başarılara 4 sezonda ulaştı. Barcelona B ‘yibir sene çalıştırdıktan sonra Rijkaard ‘ın yerine takımın başına getirilmiştive teknik direktörlük geçmişi sadece bu 5 seneden oluşmaktadır. Tecrübe, tabiki de sadece yıllarla oluşmaz ancak sadece kazanılan kupalardan kaynaklandığınısöylemek de hiç sağlıklı olmayacaktır. Bu temelden yola çıkarak düşündüğümüzdeyöneticilerin takımlarının başına “tecrübeli” teknik direktörleri getirmeyiamaçlamaları mantıklı bir yol olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü farklı takımlarlabaşarılara ulaşmış isimlerin takımınızı kupalara ulaştırması daha kuvvetli birolasılıktır.


Yukarıda çizdiğim teknik direktör portresine baktığımızdaGuardiola ‘nın bu tanımlamaya tam anlamıyla uyduğu söyleyemeyiz. İçindeyetiştiği, son yılların en dominant ekolüne kazandırdığı kupalar onu inanılmazbir “ekol” teknik direktörü yapmaktadır ancak farklı yapılardaki ve yabancısıolduğu ekiplerde yapabilecekleri hakkında soru işaretlerini de doğurmaktadır.Sadece bu açıdan baktığımızda özellikle güçlü sermayeler tarafından yönetilentakımların ağzını, Mourinho ‘nun daha çok sulandırmasını beklemek saçmaolmayacaktır. Her ne kadar Guardiola ‘ya göre çok fazla “eksik”leri olsa da gittiğiher farklı ligde ve her farklı takımda üst düzey başarılara ulaşmıştır ki tamolarak bu konuda bir “tecrübe”sizlikten bahsedebiliriz Guardiola adına.


Son günlerde çıkan haberler ışığında düşündüğümüzde, gelecekyaz transfer döneminde İngiltere ‘ye gitme ihtimalinin yüksek olduğunugörüyoruz tabi bir yere gidecekse. İspanya dışında pek bir yer görmeyenGuardiola ‘nın, lig yapıları oldukça farklı olan bir yere, İngiltere ‘yegitmesi acaba onun için doğru bir karar mı olacak? Özellikle Barcelona ‘nınfutbolundan çok farklı futbol oynanan bir ülkenin takımının beklentilerinikarşılayabilecek mi? Olası bir senaryo olan Guardiola ‘nın başarıya ulaşmasıdurumunda o, gerek karizmasıyla gerekse geçmişinden gelen sempatisiyle adındanyıllarca söz ettirecektir ve “farklı farklı” takımların başında “farklı farklı”kupalar kazanacaktır.

26 Nisan 2012 Perşembe

Avrupa Futbolunun Zirvesi




Devler liginde finalin adı resmen belli oldu. Bayern Münih ve Chelsea, sezon başından beri her kulvarda rakipsiz olarak tanımlanan Barcelona ve Real Madrid’i eleyerek Münih’deki final için yerlerini ayıttılar. Dünyanın tartışmasız en güçlü iki takımı olarak görülen İspanyol ekipleri ise beklediklerinden erken bir tarihte evlerinin yolunu tuttular. Peki ne oldu da kadro kaliteleri ile diğer takımlardan bariz bir şekilde önde olan iki ekip aynı turda benzer bir senaryoyla devler ligine veda etmek zorunda kaldılar.

                Barcelona ve Real Madrid’in finale varamadan elenmelerindeki sebepleri incelediğimizde her iki takımın da bariz favori olmalarının yarattığı psikolojik rahatlığı söyleyebiliriz. Bu rahatlıkla ilk maçlara çıkan iki ekip de benzer birer yenilgi almışlardı. Bu yenilgiler biraz onları kendine getirse de iki Şampiyonlar Ligi maçı arasında La Liga’nın final niteliğindeki maçında , El Clasico’da kozlarını paylaşması oyuncuların hem fizik hem de motivasyon açısından zayıf düşmelerine sebep oldu. Ve tekrar bu hafta içine geldiğimizde her iki İspanyol temsilcisi de karşılarında kendilerinin tam tersine haftayı dinlenerek geçirmiş ve müthiş motive olmuş iki takım Bayern Münih ve Chelsea’yi buldular. Aşırı özgüvenleri yüzünden ilk maçlarda adeta birer avans vererek ikinci maça çıkan Real ve Barça El Clasico’dan da bir hayli yıpranmış çıkınca elenmekten kurtulamadılar. Real Madrid ve Barcelona’nın neden elendiğini ayrı ayrı incelemektense, elenmelerindeki benzer sebepleri gördüğümüz zaman neden aynı turda benzer bi şekilde elendiklerini daha rahat anlayabiliyoruz.


                Her iki favorinin de elenmesi Dünya kamuoyunda bir şok etkisi yaratsa da onları eleyen Bayern Münih ve Chelsea’yi de etraflıca konuşmak gerekiyor. Liglerinde umduklarını bulamayan bu iki takım için neredeyse Şubat ayından beri tek hedef Şampiyonlar Ligi’ydi. Bayern Münih geniş ve kaliteli kadrosuyla final için Barça ve Real’den sonra en büyük aday olarak görülüyordu ve bir hayli güvenle gelmişlerdi yarı finale kadar. Chelsea ise teknik direktör değişikliğinden sonra yükselişe geçmiş ve biraz da sürpriz bir şekilde yarı finale ulaşmıştı. Her ne kadar Barça ve Real’in elenmelerindeki sebepler biraz kendilerinden kaynaklı gibi görülse de hiç kimse futbol oynamadan böylesine güçlü ekipleri eleyemezdi. Bayern Münih ve Chelsea gerek hücumları gerek savunmaları olsun oynadıkları futbol ve mükemmel motivasyonlarıyla finali hak ettiklerini gösterdiler bizlere.


                Barcelona kupaların en büyüğünü üst üste 2.kez kazanan ilk takım olmayı, Jose Mourinho da ligde ekarte ettikleri Barcelona’yı resmen tahtından etme şansını bir başka bahara erteledi. Bayern Münih ve Chelsea ise finale çıkarak Avrupa’nın en büyüğünün kim olduğunu ispanyollara iyi birer ders vererek şimdiden göstermiş oldular. Allianz Arena’daki Şampiyonlar Ligi final maçında Bayern Münih’in mi yoksa Chelsea’nin mi kupayı kazanacağını seyredip göreceğiz.

20 Nisan 2012 Cuma

Şampiyonlar Ligi Sürprizi



Bu hafta Şampiyonlar Ligi yarı final ilk maçları oynandı ve pek de beklenmedik sonuçlar ortaya çıktı. Önce Bayern kendi sahasında Real Madrid'i son dakika golüyle yendi, hemen sonraki gün de Barcelona Chelsea deplasmanında son dakikada kaçırdığı gol yüzünden mağlubiyeti engelleyemedi. Her iki maç öncesinde de kesin favori olan İspanyol devlerinin zorlanacakları tahmin ediliyordu elbet ama ikisinin de yenilmesini eminim ki kimse beklemiyordu.

Kendi sahanda tek farkla kazanmak çok güzel bir skor olarak görülmeyebilir ama Şampiyonlar Ligi yarı finalinde rakip kim olursa olsun her türlü galibiyet çok büyük bir avantajı da beraberinde getirir. Bu sebeple yarı finalin ilk ayağında havlu atması beklenen Chelsea ve Bayer Münih takımları güzel futbolları ve galibiyet avantajlarıyla finale göz kırpıyorlar. Özellikle Bayern Münih şu anda kalite ve oyun olarak Real ve Barça'ya en yakın takım gibi duruyor. Bu saatten sonra Bayern'in final oynaması izleyenleri çok da şaşırtmaz. Chelsea ise her ne kadar kura avantajıyla yarı finali görebilmiş olsa da lige havlu attığı ve çok güzel bir skorla Nou Camp'a çıkacağı için yine beklenenin aksine finali zorlayan bir tablo oluşturuyor.

Duruma Matadorların cephesinden baktığımız zaman ortaya çok da farklı bir tablo çıkmıyor. Zaten favori başladıkları yarı final eşleşmelerinde skor avantajlarını kaybetseler de hala final için en büyük iki aday Real Madrid ve Barcelona. Yarı final ilk maçlarında mağlup olmalarının en açık bahanesi içinse önlerindeki El Clasico'nun etkileri diyebiliriz her iki takım içinde. Bu hafta sonu Barcelona kendi evinde Real Madrid'i konuk edecek ve kuşkusuz galibiyet arayacak. Real Madrid ise beraberlikte dahi şampiyonluğu garantileyecek olmasından dolayı acı Nou Camp anılarının da hatırlanmasıyla daha temkinli oynayacaktır.

El Clasico'nun yanı sıra Şampiyonlar Ligi'ndeki yenilgilerin bir diğer sebebi de medya ve taraftarların Real ve Barça'yı yere göğe sığdıramaması olabilir. Avrupa medyasında sürekli olarak ''Dünya Futbolunun zirvesindeki iki takım'' şeklinde gazlanan Real Madrid ve Barcelona ''Bizi bizden başka kimse yenemez'' düşüncesine kapılınca, dünyada kendilerinden başka takımların da var olduğunu acı birer mağlubiyetle öğrendiler. Favorilerin bu şekilde iki mağlubiyet alması, gelecek hafta çok çekişmeli iki yarı final maçı izleyeceğimizin sinyallerini de şimdiden veriyor. Umarım bu hafta sonu El Clasico ile başlayacak futbol ziyafeti hafta içi harika Şampiyonlar Ligi maçlarıyla taçlandırılır ve bizler de tam bir futbol şölenine tanıklık edebiliriz.

24 Mart 2012 Cumartesi

Taraflı İspanyol Medyası


İspanya'nın en yüksek tirajlı gazetelerine baktığımız zaman ilk iki sırayı Real Madrid yanlısı yayın politikalarıyla tanınan Marca ve As gazeteleri alırken, onların hemen arkasından da Barcelona merkezli gazete El Mundo Deportivo geliyor. İspanya'da spor medyası tarafsızlık konusunda diğer pek çok ülkeden farklı bir politika izliyor. Bu yayın organları renklerini o kadar net bir şekilde belli ediyor ki onları ''Real Madrid yanlısı'' veya ''Barcelona merkezli'' diye tanımlamak fazlasıyla zayıf kalıyor. Bu sebeple El Mundo'yu Barcelona, Marca ve As'ı da Real Madrid gazetesi diye isimlendirmek hiç garip olmaz ki zaten onlar da kendilerini böyle tanıtıyorlar. Bu taraflılık Barcelona - Real Madrid derbisine de her seferinde yeni bir boyut kazandırıyor.

La Liga'da önemli bir olay olduğunda, bu aşırı yanlı politika sebebiyle her seferinde çok enteresan bir manşet ve haber tablosu çıkıyor ortaya. Her iki taraf da olayı kendilerini haklı çıkaracak şekilde anlatıp, ağır eleştirilerini ezeli rakiplerinden esirgemiyorlar. Genellikle prosedür ilk önce tarafsızlığın simgesi hakemlerin her iki yayın organı tarafından da yerden yere vurulmasıyla başlıyor. Sonrasında rakip teknik direktör ve en son da rakip oyuncuların her anlamda eleştirilmesi ve her iki tarafın da kendini haklı bulmasıyla olay son buluyor.

Bu hafta tam olarak da bu şekilde bir olaylar zinciri yaşandı İspanya'da. Real Madrid, Villarreal deplasmanında faul olduğunu düşünmedikleri bir pozisyonda golü yiyip 2 puan kaybedince yine ortalık karıştı. Maç içinde Ramos, Mesut, Pepe kırmızı kart gördüler ve Mourinho da tribüne yollandı. Maç sonrası Marca ve As gazeteleri ''Skandal !'' başlıklı manşetleri atarken El Mundo Deportivo tarafı sessizliğini koruyordu. Ancak 1 gün sonra federasyon Ramos'un kartını iptal edince bu sefer aynı ''Skandal !'' başlıkları El Mundo gazetesinin manşetlerini süslemeye başladı.














Gazeteler gündem dışı olaylarda da taraflılıklarını esirgemiyorlar. Bundan 2 hafta öncesine kadar El Mundo gazetesi Mourinho'nun İngiltere'ye dönerek Ferguson'un yerine geçeceğini gazetesinden duyuruyordu. Bu hafta Marca gazetesinin haberi ise Guardiola'nın sezon sonunda Chelsea ile anlaşacağı yönünde. Her iki tarafın da rakip takımda sorunlar çıkarmak adına haber yaptığı çok belli ama bu şekilde de bir hayli keyifli haberler çıkıyor ortaya. Transfer haberlerinde de pek geri kalmıyorlar. Neymar Marca'ya göre Real Madrid'e ve Mundo'ya göre de Barcelona'ya sayısız kere transfer olmuştur ancak Neymar'ın hala Santos'ya oynadığı da ayrı bir gerçek.

Aşırı taraf olmanın sınırlarının zorlandığı bir olaysa geçen senelerde yaşandı.Barcelona'nın golündeki tartışmalı bir ofsayt pozisyonunu haber yapan As gazetesi pozisyonun resmini koymuş ancak ofsaytı bozan oyuncuyu photoshop ile silerek spor medyası tarihinde bir skandala imza atmışlardı. Daha sonra bu hatadan dolayı özür dilediler ama böyle birşeyin hata olmadığı çok açıktı. Bizim medyamızda en fazla yeni transfere forma giydirmek boyutlarına kadar ulaşan photoshop teknolojisinin İspanya'da ne kadar geliştiği de ortada.

Pek çok ülkede spor gazeteleri taraf tutar ama İspanya'da bu taraflılığın açıkça belirtilmesi özellikle bizim için garip gelebilecek bir durum. İspanyol futbolseverler doğru habere ulaşmakta biraz zorlanıyor olabilirler ancak futbolun temelinde taraf olmak, taraftar olmak yattığı için eminim ki spor medyasını bir haber kaynağı olarak görmektense takımlarının bir parçası olarak görmek İspanyollar için futbolu çok daha keyifli bir hale getiriyordur.

8 Mart 2012 Perşembe

Rekorların Çocuğu Lionel Messi

1992 yılında Marco van Basten Göteborg'a, 2000 yılında Simone İnzaghi Marsilya'ya, 2004 yılında Dado Prso Deportivo'ya ve Ruud van Nistelrooy Sparta Prag'a, son olarak da 2005 yılında Andrey Shevchenko Fenerbahçe'ye 4 er gol atarak ''Şampiyonlar Ligi'nde bir maçta gol atma rekorunu'' egale etmişlerdi. 2010 yılına geldiğimizde ise Messi henüz 22'sinde Arsenal'e 4 gol atmış ve adeta ''Ustalara Saygı'' dercesine rekora o gün sadece ortak olmakla yetinmişti.

Bugün Dünya Futbolunun zirvesinde top koşturan Lionel Messi, dün gece ''Ustalara Selam Olsun'' diyerek Leverkusen ağlarına tam 5 gol attı ve kendisinin de içinde bulunduğu altı kişilik listeyi temizleyerek, Şampiyonlar Ligi'nde bir maçta gol atma rekorunu tek başına sahiplendi. Tabi Messi'nin şahane futboluna aynı güzellikte uyum sağlayan Barcelona takımının diğer 10 oyuncusunu da unutmamak gerek. La Liga'daki performansından sonra dün gece özlemini çektiğimiz Barcelona'yı nihayet seyredebildik. Maça tam konsantre çıkan Katalan ekibinin kendi futbolunu oynamasına bir de Messi eklenince ortaya 7-1 lik skor çıktı.

Lionel Messi futboluyla herkesi büyülemesinin yanı sıra, her geçen gün de rekorlarına bir yenisini ekliyor. Şimdi Arjantin'li yıldızın önünde bir rekor daha var. Cesar'ın 235 golle şimdilik sahibi olduğu ''Barcelona tarihinin en fazla gol atan oyuncusu'' rekoruna Lionel Messi sadece 7 gol uzakta. Herhangi bir futbolcudan bahsediyor olsaydık rekorun kırılmasına daha bir iki ay var diyebilirdik ama konu Lionel Messi olunca sadece şunu söyleyebiliyoruz ki: Bir sonraki Barcelona maçını kaçırmayalım, belki de rekor kırılabilir.

16 Şubat 2012 Perşembe

Alfredo Di Stefano Transferi

Yıl 1953, Kolombiya'nın Millonarios takımında neredeyse oynadığı maç kadar gol atan bir yıldız, Alfredo Di Stefano futboluyla İspanyol devlerinin dikkatini çekmişti hemen. Real Madrid ve Barcelona Di Stefano'yu transfer etmek için öylesine büyük bir mücadele içine girdiler ki günümüzdeki El Clasico rekabetinin temelleri o günlerde atılmıştı neredeyse.

Barcelona kulübü Di Stefano için ilk adımı atan taraftı ama imza aşamasına bir türlü gelinemiyor ve Barcelona,İspanya Futbol Federasyonu ve Fifa üçlüsü arasında sürekli sıkıntılar çıkıyordu. Buna bir de dönemin Real Madrid başkanının ciddi çabaları eklenince transfer iyice çıkmaza girdi. Olayların fazlasıyla karışması sonucu İspanya Futbol Federasyonu işin içinden çıkamadı ve ortadaki büyük rekabeti adeta hiçe sayarak inanılmaz bir teklifte bulundu. Bu teklife göre Di Stefano Real Madrid ve Barcelona'da ikişer sene değişmeli olarak oynayacaktı. Her iki taraf da teklifi tepkiyle karşıladılar ancak bir hafta sonra beklenmedik bir şekilde transfer sonlandı ve Alfredo Di Stefano Real Madrid'e resmen transfer oldu. Transferin nasıl gerçekleştiği bugün hala tartışılmakta. Barcelona cephesi dönemin Barcelona başkanın Franco yanlısı olduğunu ve Stefano'nun gitmesine adeta göz yumduğunu iddaa ediyor.Diğer tarafta ise Madrid'liler Barcelona'nın transferden gönüllü bir şekilde vazgeçtiği savunuyorlar.

Ne şekilde olursa olsun Di Stefano o sene Real Madrid'e transfer olmuş ve çıktığı ilk El Clasico maçında Barcelona kalesine 2 gol kaydetmişti. Di Stefano'lu Real Madrid 5 sene üst üste Şampiyon Kulüpler Kupasını ve 8 kere de La Liga'yı kazanmış, Di Stefano ise Dünya futbol tarihinin en iyileri arasına girmişti. Di Stefano'nun her iki kulübe de etkisi net bir şekilde ortadaydı. O dönem transferi sonlandıramayan Barcelona başkanı Enric Martí Carreto bir hafta sonra istifa etmişti. Diğer tarafta ise Stefano'yu transfer ederek Real Madrid'e altın çağını yaşatan bir diğer başkan resmen ölene kadar Real Madrid'in Başkanlığını yapmış ve adını Real Madrid'in Stadına altın harflerle yazdırmıştı: Santiago Bernabéu Yeste.