galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ekim 2012 Çarşamba

Yine Yedek Kulübesi


                    
                        

Geçen sezon tabiri caizse gümbür gümbür top oynayan Galatasaray ‘da aksayan ender noktalardan biri olarak dikkat çekmişti “kadro derinliği”. Futbolda her unsur birbiriyle fazlasıyla iç içedir ancak yedek kulübesinde bulunacak “etkili” isimlerin eksikliği diğer unsurlardan daha uzun menzilli bir eksikliktir. Geçen sezon da üzerinde durduğum bu konu şu anki durumda yani Şampiyonlar Ligi ‘nde de yarışılması durumunda daha da göz önüne çıkmaktadır.

Fatih Terim ‘in ısrarla itiraz ettiği ve yer yer de kızdığı “rüya takım” iddiaları doğal olarak Şampiyonlar Ligi ‘ndeki beklentileri inanılmaz derecelere çıkarmıştır. Koşu mesafeleri, mücadele gücü gibi faktörlerin “onların” seviyelerine çıkarılması olmazsa olmazdır bu yolda ancak işlerin kötü gittiği zaman – ki bu çok olasıdır, ki Galatasaray ‘ın başına gelmiştir- oyuna etki edecek isimlere o zorunluluklar kadar ihtiyaç vardır.



İçerde oynadığın maçların “kale” konumunda olduğu bu arenada rakibin olarak görülen Braga ve Cluj karşılaşmalarında planlar pratiğe dökülemedi. Bu duruma önlem olarak, Braga maçında Yekta Kurtuluş 77. Dakikada oyuna girdi. Geçen sene toplamda sadece 116 dakika, bu sezonun şu ana kadarki kısmında ise 60 dakika forma verilen 27 yaşındaki isimden beklenen şeylerin ne olduğu anlamak çok güç. Aynı şekilde şakayla karışık da olsa yetenekli hep tartışılan, geçen sene 27 maçta ortalama 52 dakika sahada kalan ve bu sezon sadece Gençlerbirliği ve Cluj maçlarında ilk 18 ‘e alınan Sabri Sarıoğlu, Cluj maçında saha sokuldu. Her ne kadar tecrübeli bir isim de olsa künyesinde Avrupa ‘yla ilgili pek bir şey bulunmamaktadır ki zaten bu sezon hiç düşünülmemesi, oyuna girdiğinde yapacaklarının sınırını oldukça aşağılara çekmektedir.

Bu konuyla alakalı bir başka soru işareti de Aydın Yılmaz ‘dır. Fatih Terim, gelişinden çok önce “rafa” kaldırılan Aydın ‘da eminim ki bir şeyler görmüştür ve inanmıştır ve ısrarcılığını sürdürmektedir. Bir diğer mantık ise yoklukta Aydın ‘ın değer kazanmasıdır. Hangi açıdan bakılırsa bakılsın Aydın beklentilere yaklaşamamıştır; milli takıma seçilmeyi bir başarı olarak saymazsak tabi.



Bu soruna genel olarak baktığımızda Türk takımları bu sorunu çoğunlukla yaşamaktadır. Galatasaray ‘ın en iddialı rakibi Fenerbahçe de geçen sezon bu sorunu fazlasıyla yaşamıştı ancak bu sezon  çok ciddi problemlerle boğuşmalarına rağmen en azından bu konuda kafaları rahattır. 6 oyuncuları bile eksik olsa sahaya çıkan 11 ‘de çok aşırı sırıtan bir tek Serdar Kesimal olmuştu Bursaspor karşısında.


Bu sorun tabi ki herkesin dikkatini çekmektedir. Sorunun çözülememesinin çeşitli sebepleri vardır ancak çözülmedikçe de çok baş ağrıtmaya devam edecektir bu da bir gerçek. Rotasyonun iyi sağlanabilmesi alternatif çözüm yollarından biri olabilir. 

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Resmi Hazırlık Maçı



Cumhurbaşkanlığı Kupası, 1965-1966 sezonundan başlayıp 1997-1998 sezonuna kadar düzenlenmeye devam eden ama maalesef ki pek de fazla ön planda olmayan bir organizasyondu. Bu sebepten olsa gerek ki düzenlenmesi durduruldu. Verildiğinden neredeyse kimsenin haberinin olmadığı bu kupanın artık olmamasının eksikliğini kimse hissetmedi öyle ki Süper Kupa karşımıza yepyeni bir oluşummuş gibi çıktı. Oysa ki hiç tutmamış bir Cumhurbaşkanlığı Kupası ‘nın 9 sene sonra gelen isim değiştirmiş haliydi.


Genellikle ligin büyük takımlarını karşı karşıya getiren bu organizasyonun ekstra bir gelir kapısı olması futbolu yönetenlere cazip gelmektedir çok doğal olarak ancak biz futbolsever için tek olumlu ve yapıcı yanı ligler başlamadan, resmi bir maç ile yeniden futbol havasına girmemizi sağlamasıdır. Alınacak kupanın prestij kazandıracağı bile şüpheliyken, bu maça sadece keyif almak ve havaya girmek amacıyla yaklaşmak dışındaki hiçbir yaklaşım diğer ülkelerde gösterilmemektedir.



Geçtiğimiz sezonun sonunda Lig Şampiyonu Fenerbahçe ile Türkiye Kupası kazananı Beşiktaş arasında oynanması gereken Süper Kupa çeşitli futbol dışı sebeplerden dolayı oynanmadı ve ileri bir tarihe alınması kararlaştırıldı. Ancak o ileri tarihin ne zaman olacağı asla belli olmadı ve unutuldu gitti. Sadece bu duruma bakarak bile ciddiyeti ve önemi rahatlıkla kavrayabiliriz. Düzenlenen ilk üç Süper Kupa ‘nın da Almanya ‘da oynanmasının sebebinin orada yaşayan vatandaşların destekledikleri takımları izleyebilmeleri sağlamak ve onların da gönlünü hoş tutmak olması verilen ciddiyeti anlayabileceğimiz bir başka örnektir.


Dün Fenerbahçe ve Galatasaray arasında oynanan 6. Süper Kupa müsabakasının tansiyonunun seviyesi hiç olmaması gereken ve de aynı zamanda hiç beklenmeyen bir yükseklikteydi. Derbinin büyüklüğü tartışılmayacak düzeydedir ancak tanımı ortada olan böylesine bir kupa için “futbolun sadece futbol olmadığı” bir atmosfer oluşturulması ne kadar yapıcı bir durumdur tartışılır. Geçtiğimiz sene Manchester United – Manchester City arasında oynanan İngiltere ‘nin Süper Kupa ‘sı Community Shield maçı benzer büyüklükte bir derbiyi izletmişti bizlere ancak resmi bir hazırlık maçı havasında geçmesi futbola bakış açımızdaki farkı gözler önüne sermişti.



Oynanan her maça çok büyük önem vermek kişiden kişiye değişebilecek ve de saygı duyulması gereken bir tutumdur. Verilen önemin öfkeye ve şiddete dönüşmesi ise kabul edilemeyecek bir davranıştır. Çünkü bu durum ülke olarak futbolu değil sadece takımları sevdiğimizi ve bir o kadar da rakiplerimizi sevmediğimizi göstermektedir. Sonucunun çok şeyler değiştireceği maçlarda tansiyonun gerilmesi gayet doğaldır ancak bu tarz resmi hazırlık maçlarında saf futboldan keyif alınması gösterilmesi gereken tek tutumdur. Futbol ülkesi olabilmek için en önemli basamaklarından biridir.  

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Son Bir Adım



                


        Süper Final’in 5.haftasında yine nefes kesen iki derbi maçı izledik. Galatasaray evinde 2-0 öne geçtiği maçta Beşiktaş’ın son dakikalarda bulduğu gollerle maçın berabere bitmesini engelleyemedi. Bir diğer şampiyonluk adayı Fenerbahçe ise mücadelenin üst seviyelerde gezdiği maçta zorlu Trabzonspor deplasmanını kayıpsız atlattı. Artık uzatmaları oynanan 40 haftalık lig maratonun son maçı, final maçı hafta sonu Fenerbahçe ile Galatasaray arasında Kadıköy’de oynanacak ve kupa sahibini bulacak. Her iki takımın da maç öncesi durumlarını ayrı ayrı inceleyelim.


        Galatasaray 5.haftaya büyük umutlarla girmişti aslında. Evlerinde kazanıp, Trabzon’dan gelecek iyi haberlere göre şampiyonluk turunu Arena’da atmaya başlayacaklardı. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı Galatasaray için. Fenerbahçe Trabzonspor’u 3-1’le geçti ve turu Kadıköy’e bıraktı. Galatasaray ise Beşiktaş karşısında rahat ve üstün oynamasına rağmen öne geçtikten sonra gözlerini Trabzon’a çevirince Beşiktaş’ın son 5 dakikada attığı 2 golle galibiyetten de olmuş oldu. Bu hafta tur atmayı bekleyen Terim’in öğrencileri şampiyonluk turu atmak bir yana 2 puandan çok daha fazlasını kaybettiler. 34.hafta sonunda moral ve motivasyon olarak en önde olan Galatasaray arka arkaya kaybettikleri puanlarla sadece şampiyonluk şansını zora sokmakla kalmadı aynı zamanda da moral anlamında 9 puanlık farkı 1’e indiren Fenerbahçe’nin de arkasında kaldılar. Psikolojik faktörler bir yana teknik detaylara baktığımızda Galatasaray için en büyük dezavantaj kuşkusuz final maçının yıllardır kazanamadıkları Saraçoğlu’nda oynanacak olması. Bir diğer kötü haber de Fatih Terim’in takımın başında olamayacak olması. Takımda ciddi bir oyuncu eksiğinin bulunmaması ve beraberliğin şampiyonluk için yeterli olması ise Galatasaray’ın en somut avantajları.


         Fenerbahçe cephesine geldiğimizde bir az daha olumlu bir tabloyla karşı karşıyayız. Kuşkusuz bu tablonun oluşmasında 5.Hafta maçlarının da büyük etkisi var. Çok zorlu bir Trabzon engelini rahat geçmesi Fenerbahçe’li futbolculara müthiş bir motivasyon sağladı. Cristian, Emre ve Selçuk’tan oluşan farklı orta saha formatıyla Fenerbahçe 3-1 kazanmayı bildi. Fenerbahçe'nin artısı maçı Şükrü Saraçoğlu’nda müthiş bir taraftar desteği ile oynayacak olmaları ama galibiyetin şampiyonluk için şart olması Fenerbahçe için en büyük dezavantaj. Gökhan ve Volkan başta olmak üzere pek çok oyuncunun sakatlık riskinin bulunması bir yana Sow’un kesin olarak oynayamayacak olması Fenerbahçe için en büyük eksi puan gibi gözüküyor. Alex ise başlı başına bir soru işareti. Alex’in finalde olup olmayacağından çok nasıl olacağı merak konusu. Sakatlıklarla boğuşan ve son maçlarda pek varlık gösteremeyen Alex’in performansı bütün bir ligin kaderini belirleyebilir.

          Müthiş bir maraton bu hafta sonu müthiş bir final maçıyla sona erecek. Tüm spor kamuoyu, her iki takım taraftarları ve bizler her ne kadar hafta boyunca maçın taktik, teknik ve hatta psikolojik analizlerini yapsak da Cumartesi saat 19:00 da bütün hesaplar bir kenara bırakılacak ve sezon boyunca gösterdikleri mücadeleyle şampiyonluğu sonuna kadar hak etmiş iki takım, şampiyonluktan önceki o “Son Bir Adım”ı atmak için kozlarını paylaşacak.

3 Mayıs 2012 Perşembe

Yardım Hattı = Yedek Kulübesi

   

         Bir futbol müsabakasında oynayan oyuncuları ikiye ayırırsak bir grup ilk 11’de sahaya çıkanlar olurken diğer grup yedek oyuncular olacaktır. Bir takımın kalitesini çoğunlukla sahip olduğu as oyuncular belirlerken, sonradan oyuna girip destek sağlaması beklenen yedek oyuncuların seviyeleri de alınacak sonuçların kaderini çok yakından ilgilendiren bir faktördür. İşler planlandığı gibi gitmediği anda başvurulacak isimler zafere giden yolda uygulanacak alternatif yolların başrol oyuncularıdır.

        Türkiye liglerinin yıllardan beri yaşadığı en büyük sıkıntı bu iki faktörden birinin eksikliğidir. As futbolculara büyük önem verilirken, kadro derinliğinin ikinci plana itilmesi –ki bu elde olmayan sebeplerden de kaynaklanabilir- hem istikrarın sağlanmasını engellemekte hem de istenen başarının gelmemesine sebep olmaktadır. Gol, gelmesi gerektiği zaman gelmediğinde ve ya savunmada ciddi aksaklıklar oluşmaya başladığında oyuna girip gidişatı değiştirecek bir oyuncuya her takımın ihtiyacı vardır. Bu sorun sakatlıkların ve cezaların kadroda değişiklik yapmaya zorladığı anlarda da baş göstermektedir.

        Çarşamba günü oynanan Trabzonspor karşılaşmasında tam olarak bu problemin varlığından dolayı Galatasaray, istediği ve de aynı zamanda hak ettiği golü bulamadı. Tabi ki de başka bir sürü etkenin de varlığından bahsedebiliriz ancak saha içerisindeki en büyük unsur kadro derinliğinin sığlığıdır. Güçsüz bir Milan Baros, yıllar öncesinde patlaması beklenen ve de yıllardır bir şey beklenmeyen bir Aydın Yılmaz ve teknik kapasitesi ortada olan bir Sabri Sarıoğlu… Çok büyük önem taşıyan bu maçta Galatasaray’ın “kurtarıcıları” olarak sahaya sürüldü. Tabiri caizse tek bir hareketiyle maçı değiştirebilecek bir ismin eksikliği her takımı olduğu gibi Galatasaray’ı da vurdu.


     

        Beşiktaş karşısında hiçbir varlık gösteremeyen Fenerbahçe de herhangi bir destek göremedi yedek kulübesinden. Sahaya çıkan 11’in çok vasat seviyede futbol sergilemesi akıllara “en fazla ne olabilir ki!” yargısını getirse de ister istemez gözleri yedek kulübesine çevirdi ancak sonuç sene başından beri olduğu gibi hüsrandı. Yine aynı şekilde tam bir hayal kırıklığı olan Özer Hurmacı ve seviyesini herkesin rahatlıkla eleştirebileceği Henri Bienvenu herhangi bir farklılık yaratamadı. Galatasaray’dan katlarca daha kötü bir durumla karşı karşıya olan Fenerbahçe’de “yardım hattı” nın kısırlığı sahip oldukları milyonlarca problem yanında devede kulak kalacaktır.

        Her takım çok sayıda üst düzey oyuncuya sahip olamaz, olması da beklenemez ancak birbirine yakın seviyelerdeki futbolculara sahip olunması hayal kadar uzak bir ihtimal değildir. Başarının sürekliliğinin yakalanması adına bir mecburiyet olarak sayılacak bu faktör, üzerinde biraz uğraşılması sonucunda sorun olmaktan kolaylıkla çıkarılabilir.

18 Mart 2012 Pazar

Yarım Puanlık Derbi


Fenerbahçe ile Galatasaray arasında oynanan herhangi bir maç, her iki takımın da hiçbir hedefi olmadığı durumlarda bile ligimizin kuşkusuz en önemli maçı konumunda olmuştur her zaman. Sadece ligi değil tüm ülkeyi etkisi altına alır maç saatinin yaklaşması. İşte bu haftaki derbi gerek maç öncesiyle, gerek maç atmosferiyle gerekse maç sonuyla tam olarak şanına yakışan bir derbi oldu. Derbi günü her iki takımın da zirvede olması, son birkaç yıldır aranan derbi ruhunu tam olarak hissettirdi bizlere.

Maç öncesi tabloyu çizmek gerekirse, tabiki galibiyet gerideki takım Fenerbahçe için çok daha önemliydi. Saraçoğlu'nda mağlup olma durumunu 13 yıl önce tarihin arka sayfalarında bırakan Fenerbahçe için akla gelebilecek en kötü senaryo beraberlikti. Fenerbahçe'nin en büyük avantajı yine ev sahibi olmasıydı. Galatasaray cephesinde ise hedef biraz daha beraberliğe dönüktü maç öncesi. Takımın müthiş formu ise kuşkusuz Fatih Terim için en önemli avantajdı.

Etkileyici bir kareografinin eşliğinde taraftarının desteğiyle maça baskılı başlayan taraf Fenerbahçe oldu. Önce Moussa Sow kalitesini ortaya koydu ve sonrasında da yaşayan efsane De Souza. Gollerin erken geldiği yetmemiş gibi yılın golüne aday olacak güzellikte olmaları Galatasaray takımında moralleri alt üst etmiş ve tarihteki acı anılar hatırlanmaya başlanmıştı. Ancak gollerin ardından baskıyı ve topun kontrolünü kaybeden Fenerbahçe rakibinin üstüne gidemeyince oyunun dengeleri değişmeye başladı. Basitçe Galatasaray'ın presi sonuç verdi ve 25.dakikadan maç sonuna kadar ipler Galatasaray'ın eline geçti. Devre arası da Fenerbahçe'ye yaramadı. Topun kontrolünü bir türlü sağlayamayan ev sahibi ekip ancak 82.dakikaya kadar dayanabildi ve skora denge geldi. Son pozisyonda ise Saraçoğlu'nun büyüsü Fenerbahçe için sadece bir sezonun değil sahip olduğu pek çok yenilmezlik rekorunun da kaybedilmesini önledi.

Fenerbahçe'nin bireysel yetenekleriyle bulduğu gollerine karşılık Galatasaray'ın organizasyonlu golleri basitçe Galatasaray'ın bu sezon ezeli rakibinden bir diş önde olduğunu gösterdi bizlere. Saha ve skor dezavantajına rağmen maçı yakalayan Galatasaray 9 puanlık farka da güvenerek şampiyonluğa göz kırpıyor. Fenerbahçe ise golcüsünü bulmasına rağmen takımı kaybetmenin eşiğinde. Orta saha ve savunmanın bu şekilde aksaması Fenerbahçe'ye Play-Off 'ta büyük sıkıntılar yaratır.

Sahadaki mücadele içinse yepyeni bir başlık açmak gerekir. Mükemmel motive olmuş iki takım müthiş bir mücadele örneği gösterdiler bizlere. Mücadelenin bir an bile durmamasının yanında kalitenin ve muazzam gollerin bir arada olması ne İspanya'yı ne de İngiltere'yi aratacak cinstendi. Sonuç ne olursa olsun her iki takım oyuncuları da gösterdileri mücadeleden ötürü ayrı ayrı tebrik edilmeyi hak ettiler.

Ne yazık ki, ligimizin yeni sisteminden ötürü bu dört dörtlük oyun ve mükemmel mücadelenin sonucunda her iki takım da sadece yarımşar puan alarak ayrıldılar Saraçoğlu'ndan. Bir başka deyişle; 10 numara futbola yarım puanlık derbi...

27 Şubat 2012 Pazartesi

Galatasaray 3-2 Beşiktaş


İlk dörtteki diğer iki takımın yenilmesiyle önemini ikiye katlayan bir derbi izledik. Önemli eksikliklerine rağmen maçın bazı bölümlerinde hakimiyeti yakalayan Beşiktaş, özellikle Fernandes'in eksikliğini final paslarında ve pozisyon yaratmada hissetti. Buna ek olarak Quaresma ve Almeida'nın beklentileri karşılayamaması Beşiktaş'ın maçı koparmasını engelledi. İç saha avantajı ve yetenekli futbolcuların olumlu kullanılması ibreyi Galatasaray'dan yana çevirdi.

İstikrarsız Baros'un yerine çok mantıklı bir Necati Ateş transferini yapan Galatasaray Selçuk İnan'ın önderliğinde maçın genelinde hakim bir tablo sergiledi. Galibiyet golü son dakikada da gelse Beşiktaş biraz daha gole yakın da gözükse hem galibiyete hem şampiyonluğa inanmış Galatasaray üç puanı aldı ve play-off'u garantileyen ilk takım oldu. Dokuz puanlık ciddi bir farkı yakalayan ve derbi maçlarını kaybetmeyen Galatasaray şampiyonluğun en ciddi adayı gibi gözüküyor.

24 Şubat 2012 Cuma

Yerli Xavi Selçuk İnan

Günümüz futbolu, ''10 numara'' diye isimlendirdiğimiz yeteneği ile ön planda olan futbolcular için adeta bir yaşam mücadelesi haline geldi. Koşmayıp, oyuna sadece hücum anlamında katkı sağlayan futbolcular özellikle üst düzey Avrupa kulüplerinde birer birer elenirken; oyunu çift yönlü kavrayıp, kendilerini modern futbola adapte edenler ise baş tacı haline geldiler. Selçuk İnan da bunun ligimizdeki en güzel örneklerinden biri.

Selçuk'u oyun tarzı ve takımındaki rolü ile Katalan yıldız Xavi'ye benzetmek mümkün. Yıllardır assistlerine zaten aşina olduğumuz 27 yaşındaki yıldız bu sene golleriyle de takımına fazlasıyla katkı sağlıyor. Mükemmel ara pasları, takım savunmasına katkısı ve herşeyden önemlisi tempoyu ayarlama becerisi ile önce oyunu sonra skoru takımı lehine çevirmesini biliyor. Manisaspor ve Trabzonspor'dan sonra şimdi de Galatasaray'da takımının tartışmasız hem yıldızı hem de lideri haline geldi ve yine bulunduğu takımı liderlik koltuğundan eksik etmiyor.

Selçuk Galatasaray için olduğu kadar Milli Takım ve Abdullah Avcı için de büyük şans. Yeniden yapılanmaya giden ve güçlü bir jenerasyonla 2014'e hazırlanmaya başlayan Abdullah Avcı için Selçuk İnan odaklı bir Milli Takım oluşturup, kadroyu Selçuk'a göre inşa etmek yapılacak doğru hamlelerden biri olabilir.

17 Ocak 2012 Salı

Takım Ruhu


Süper Lig'de haftalar ilerledikçe hem üst sıralar hem de alt sıralar şekillenmeye başladı.Trabzonspor'un da derinden yükselişiyle ilk 4 sırada " 4 Buyukler" var ama bu yere " sadece formasıyla" gelmeyen kac takim var?
Galatasaray takımı oyuncuları çıktıkları her maçtan galip geleceklerinden çok eminler.Yakalanan bu hava bütün takım tarafından benimsenmiş durumda ki Fatih Terim genç yetenekleri rahatlıkla kadroya monte edebiliyor, bu oyuncularin hırs ve istekleri sayesinde maksimum verimi alabiliyor. Bu gerçekler bütününden tüm Turkiye gibi Galatasaray'ın rakipleri de farkında. Bu farkındalık onların ayaklarının titremesine, gol pozisyonlarını cömertçe harcamalarına ve hatta gol atsalar bile Galatasaray'ın onlardan fazlasını atacağını bilmelerine yol açıyor.
Ne Fenerbahçe ne de Beşiktaş böyle bir ruha sahip. Kazanma hırsından ve inançtan yoksunluk girilen pozisyonlarin da boşa harcanmasına yol açıyor. Hem Beşiktaş'da hem de Fenerbahçe'de gerek takım içi gerek futbol dışı nedenler, belki de bu iki büyük takımın şampiyonluk yarışında Galatasaray'ın bir adım gerisinde kalmalarına sebep olucak.
Sürprizlere açık gibi gözüken, sadece Galatasaray'ın yoluna başarılı ve emin adımlarla ilerlediği lig maratonu, tabi ki yapılacak transferlere de bağlı ama sürpriz bir sonuçla bitmeyecek gibi duruyor.

27 Aralık 2011 Salı

Başımızın Tacı Galatasaray...

Bu sezon Süper Lig'de oynanan futbol çok kısır. Bunun en büyük göstergelerinden birisi de Galatasaray'ın oynadığı az pozisyonlu futbolla baş tacı yapılmasıdır. Geçtiğimiz sezona oranla Galatasaray çok daha coşkulu ve şampiyonluğa inanmış durumda. Bu da takımı maç başında rakibine karşı daha avantajlı duruma getiriyor,daha çok saldırmasını sağlıyor. Buna karşın Galatasaray sahip olduğu yetenekli ofansif oyunculara rağmen pozisyon üretmekte zorlanıyor. Zevk veriyor ama bu oluşturulan gollü ve pozisyonlu futbol tabusunun çok dışında , sadece Futbol Tanrılarına hakaret etmeden oynanan futbolla sağlanıyor ama kimse bunun farkında değil. Galatasaray'ın galibiyetleri ve maçlarındaki coşku bu durumun ön plana çıkmasını engelliyor.